GIDA KONTAMiNANTLARI VE KATKI MADDELERi
Son zamanlarda gündemi sıkça meşgul eden gıda güvenliği, rezidü gibi konulara açıklık
getirmek ve kavram kargaşasını ortadan kaldırmak amacıyla bu konuda Türk Toksikoloji
Derneği’nin yayınlamış olduğu yazı aşağıda özet olarak bildirilmiştir.
Bugün tüketmekte olduğumuz birçok gıda bize içeriğindeki kimyasal maddelerden dolayı
tehlike unsuru olarak gösterilmektedir. Fakat bunun geçmişe dayanan bir hikayesi vardır.
Gerek kimyasal maddelerin her alanda yoğun olarak kullanılmaya başlanması, gerekse
kontrolsüz kullanımın yarattığı ciddi sağlık ve çevre sorunları, toplumlarda kimyasal
kullanımına karşı oluşan korku ve tepkinin nedenidir. Kimyasalların insan sağlığı
üzerindeki etkileri devamlı tartışma konusu olmaktadır. Toplumlarda en önemli sağlık
göstergesi doğuştan yaşam beklentisi olarak da tanımlanan ortalama yaşam süresidir.
1900 yılında Dünya’ da ortalama yaşam süresi iki cinsiyet ortalaması olarak 30 yaş iken,
1997 yılında 63 yaşa yükselmiştir. Bu rakamları ABD’ de 1900 ve 1997 yılları için 79 ve
77’dir. Bu gelişmede başta ilaçlar ve suyun sanitasyonunda kullanılan kimyasallar olmak
üzere, insanlara kimyasalların da yardımıyla yeterli ve kontaminasyondan korunmuş
gıdaların temin edilmesinin de önemli payı vardır. Ancak, bu değerlendirmeden
kimyasalların insan sağlığı ve çevre için zararsız olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Rasgele
kimyasal kullanımı insan sağlığı ve çevre için büyük tehdittir. Özellikle 1960’lardan sonra
toksikoloji bilimindeki hızlı gelişmenin yanı sıra kimyasal maddeler için risk yönetimi
uygulamalarının geliştirilmesi, güvenli kimyasal kullanımı olanağını getirmiştir. Bugün
ilaç, gıda katkı maddesi, kozmetik, tarım ilacı, endüstri kimyasalı olarak kullanılan her
kimyasalın insan sağlığı ve çevreye olan etkisi ayrıntılı olarak incelenmekte, insan sağlığı
ve çevre üzerinde kabul edilemez ölçüde risk taşıyanların kullanımına izin
verilmemektedir.
Modern yaşamın vazgeçilmez unsurları olan kimyasal maddelerin kullanımında da insan
sağlığı çevre için riskler söz konusudur. Günümüzde ulaşılan teknolojinin sağladığı
imkanlar ile bu riskler kabul edilebilir düzeylere indirilmektedir. Geliştirilen uluslararası
kurallar, kimyasal kullanımında insan sağlığı ve çevrenin zarar görmemesini
hedeflemektedir.
Bu, süreçte ülkeler kendi başlarına değerlendirmeler yapmamakta, özellikle gıda katkı
maddelerinin kullanımı gibi, kullanımın bir ülke ile sınırlı olmadığı konu larda uluslararası
kuruluşlar güvenli kullanım kurallarını belirlemektedirler. Ülkeden ülkeye değişen faktör,
söz konusu ülkede bu kurallara uyulup uyulmadığıdır.
Gıda katkıları işlenmiş gıdaların üretiminde teknolojik işlemlere yardımcı olma,
mikrobiyolojik bozulmayı önleme, dayanıklılığı arttırma, besleyici değeri koruma, renk,
görünüş ve lezzet gibi duyusal özellikleri düzeltme gibi değişik amaçlarla kullanılan çeşitli
kimyasal maddelerdir.
Yukarıda açıklandığı gibi binlerce kimyasal madde gıdalarla insanlara ulaşır. Bu
kimyasallar insan sağlığı için zararlı mıdır? Konunun ayrıntılarına geçmeden önce bir
paragrafta bu soruyu yanıtlayalım.
Her kimyasal alınan miktarına bağlı olarak zararlı etki gösterir. Günlük hayatımızda en sık
karşılaştığımız kimyasal madde sofra tuzudur (sodyum klorür). Piyasada satılan tuz
paketleri 500 gramdır. Bir paket tuzu bir kerede yiyen bir kişi kanındaki sodyum iyonları
konsantrasyonun artmasına bağlı olarak kısa bir süre içinde ölebilir. Yine günlük diyetteki
tuz miktarı birkaç misline çıkartılırsa yıllar içerisindeki bu diyeti alanlarda hipertansiyon
riski artar. Alınan miktara bağlı olarak zararlı olma, gıdaların doğal yapısında bulunan
kimyasallar için de söz konusudur. Yüzlerce örnek içerisinden birini ele alarak açıklarsak,
ıspanak ve domates, okzalat bakımından zengin gıdalardır. Okzalat, yüksek dozlarda
organizmada kalsiyum eksikliğine yol açan bir kimyasal maddedir. Yüksek dozları, adale
krampları, kardiyovasküler toksisite ve böbrek yetmezliği gibi etkiler gösterir. Ispanak ve
domatesin bir defada kilolarca tüketilmesi ile yukarıda belirtilen toksik etkiler görülebilir.
Yukarıdaki örneklerden, ‘sofra tuzu, domates, ıspanak zararlıdır! ’ şeklinde bir sonuç
çıkartılamaz. Bunlar, ‘her kimyasal madde alınan miktarına (doza) bağlı olarak toksiktir’
kuralına günlük hayatta en fazla karşılaşılan gıda maddelerinden verilen örneklerdir.
Gıdaların üretiminde kullanılan gıda katkı maddeleri ve gıdalara istediğimiz dışında
bulaşan gıda kontaminantları da her kimyasal gibi doza bağlı olarak toksiktir.
Asbest çok iyi tanınan bir kimyasal karsinojendir. Sorumsuzca yapılan bir açıklama
kaynak gösterilerek ‘içme sularımızın her litresinde milyonlarca lif asbest var’ şeklinde ve
asbestin nasıl tehlikeli bir kanser yapıcı olduğu ile ilgili magazinsel motifler de taşıyan bir
haberin basında yer aldığını düşünelim. Bu haber sonrası toplumda büyük bir korku
yaratılacaktır. Haber doğru bir haberdir. İçme suyunda gerçekten milyonlarca lif asbest
vardır. Ancak suda asbest liflerinin olması doğal bir olaydır ve su kaynaklarının jeolojik
yapısından dolayı kaçınılmazdır. Amerika Birleşik Devletleri İçme Suyu Standardı’nda bir
litre sudaki asbest lifi limiti 7 milyon adettir. Bazı bölgelerdeki içme suyunda asbest lifi
sayısı 100 milyon lif/litre değerine kadar ulaşabilmektedir. Asbest gerçekten karsinojen
bir maddedir, ancak etkisini solunum yoluyla alınırsa gösterir. Ağız yoluyla alındığında
karsinojik etkisi olmadığı sayısız toksikolojik ve epidemiyolojik bilimsel araştırmalarla
kanıtlanmıştır.
Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı gibi konuya bilimsel yaklaşılmaması durumunda
hatalı değerlendirmelere düşmek kaçınılmazdır. Kimyasal maddelerin insan sağlığı ve
çevre üzerindeki zarar lı etkilerini toplum üzerinde yarattığı haklı korku, bu hatalı
değerlendirmeleri beslemektedir. Sıklıkla yapılan yanlış, kimyasalların zararı konusunda
bilimsel gerçeklerden uzak kişisel görüş bildirerek konuda hassas olan toplumu tedirgin
etmektedir. Günümüzde hiçbir kimyasal madde kontrol dışında bırakılmamıştır. Bilimsel
verilerden hareketle yapılan uluslararası ve ulusal düzenlemeler yardımıyla insan sağlığı
ve çevrenin korunması hedeflenmektedir. Zararlı kimyasalların risk yönetimi olarak
adlandırılan bu yaklaşım, akılcı kimyasal madde kullanımında tek seçenektir. Ancak bu
konudaki başarı ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Uluslararası kuralların tümüyle
uygulanması ölçüsünde, insan sağlığı ve çevre kimyasalların zararlı etkilerinden
korunabilmektedir. Kimyasallar konusunda tartışma yapılacaksa, bunun toplum yararına
bir sonuca varabilmesi için tartışmaların uluslararası kuralların uygulanıp uygulanmadığı
ekseninde yapılması gerekir.
Daha öncede ifade edildiği gibi her kimyasal madde doza bağımlı olarak toksiktir. Bu
toksikoloji biliminin 400 yıl öncesinden beri bilinen temel yasasıdır. 16.yy’ da Paracelsus
tarafından “her madde zehirdir, zehir ile zehir olmayanı ayıran dozdur” şeklinde ifade
edilen bu gerçek bugünde modern toksikolojinin temelinin oluşturur. O halde esas olan
kimyasalların zararsızlık limitlerinin belirlenmesidir. Gıda katkı maddelerinin kullanım izni
sürecinde ilk basamak bu kimyasalın deney hayvanlarında hangi miktarda hangi etkileri
göstereceğinin veya göstermeyeceğinin saptanmasıdır.
Kimyasal maddelerin organizmada oluşturduğu hasar toksisite olarak adlandırılır.
Toksisite çok yönlü bir etki şeklidir. Deney hayvanlarına (bu amaçla genellikle fare, sıçan,
kobay gibi kemiriciler kullanılır) test edilecek kimyasal madde yüksek dozlar da dahil
olmak üzere çeşitli dozlarda verilerek muhtemel tüm toksik etkiler araştırılır. Kullanılan
dozun birimi mg/kg’ dır. Diğer bir değişle her kg deney hayvanı canlı ağırlığı başına
verilen test maddesidir. Toksisite testlerinde öncelikle kemiricilerin kullanılmasının
nedeni, bu hayvanların memeli hayvanlar grubunda olması, anatomi ve fizyolojileri iyi
bilinmesi, test süresince test koşullarının kontrol edilebilmesi ve istatistiki sonuçlara
ulaşılabilmesi için yeterli sayıda hayvan kullanılabilmesi imkanıdır. Özel koşullarda kedi,
köpek, primat gibi diğer memelilerde toksisite testlerinde kullanılabilir. Toksisite
testlerinde her doz grubunda en az 10 olmak şartıyla ortalama 100 deney hayvanı
bulunur. Tüm toksisite testlerinde bir kimyasal madde için ortalama 3000 civarında deney
hayvanı kullanılır. Bu testler uluslararası kuruluşların belirlediği GLP (Good Laboratory
Practice-İyi Laboratuar Uygulamaları) kurallarına göre çalışan laboratuarlarda yapılır.
Başta ilaç olmak üzere kullanılan her kimyasal için olduğu gibi gıda katkı maddeler içinde
deney hayvanlarında aşağıda belirtilen toksisite çalışmaları yapılır.
TOKSİSİTE TESTLERİ
Başlıca toksisite testleri aşağıda gösterilmiştir.
Akut toksisite: Bir veya 24 saat içinde alınan birden fazla dozun oluşturulduğu toksisite
Kronik toksisite: Akut toksisiteye yol açmayacak düşük dozların uzun süre verilmesiyle
oluşan toksisite
Mutajenik etki: DNA üzerinde kalıcı değişiklik
Karsinojenik Etki: Kanser yapıcı etki
Teratojenik Etki: Sakat yavru doğumlarına yol açan etki
Transplasental Karsinojenik Etki : Gebenin çocuğundan doğumdan yıllar sonra kanser
oluşumu
Immünotoksik Etki :İmmün sistem üzerine toksik etki
Fertilite: Doğurganlık yeteneği üzerine etki
Nörotoksik Etki: Sinir sistemi üzerine toksik etki
Yukarıda belirtilen toksisite testleri gıda kontaminantları için de uygulanır. Kontaminant
olarak adlandırılan kimyasal kirliliklerin gıdalara bulaşmasından kaçınılamayacağına göre
ömür boyu bu kontaminantların alınması durumunda insan sağlığına zarar vermeyecek
miktarların saptanması gerekir. Gıda katkı ve kontaminantların yaşam süresince alınması
söz konusu olduğundan deney hayvanlarıyla yapılan deneylerde bu olgu , deney süresinin
tespit edilmesinde dikkate alınır. Kronik toksisite ve karsinojenesite testleri deney
hayvanlarının ortalama yaşam süresinin % 70-80’ ini kapsayacak süre boyunca (16-18
ay) test edilecek kimyasalın her gün deney hayvanlarına verilmesi şeklinde yapılır.
Toksisite test sonuçlarından elde edilen verilerden ulaşılan ilk değer NOAEL (No Observed
Advers Effect Level- Gözlenebilen hiçbir yan etki göstermeyen doz) tespit edilir. Diğer bir
deyişle deney hayvanları ortalama yaşam sürelerini % 70-80’ ini kapsayacak sürede test
edilen gıda katkısını almışlar ve NOAEL dozunda hiçbir yan etki görülmemiştir. Bu değer
tespit edildikten sonra aşağıdaki hesaplama yapılır.
NOAEL (mg/kg) : No Observed Advers Effect Level (Deney Hayvanlarında gözlenebilen
hiçbir yan etki göstermeyen doz )
İnsanlarda güvenli doza ulaşabilmesi için: NOAEL değeri, emniyet faktörüne bölünür.
Emniyet faktörü genellikle 100 olarak belirlenmiştir. Diğer bir deyişle deney
hayvanlarında hiçbir yan etki yaratmayan dozun yüzde biri insanlarda güvenli olarak
kabul edilmiştir. Bu yöntem 1954 yılından beri gıda katkıları için uygulanmaktadır. Geride
kalan 40 yılı aşkın sürede edinilen deneyimler bu uygulamanın yeterli koruma sağladığını
göstermektedir. ADI (Acceptable Daily Intake – Günlük alınmasına izin verilen miktar)
değeri insanlarda güvenli doz olarak kabul edilir.
NOAEL değerinden ADI değerine aşağıdaki işlem yapılarak ulaşılır.
ADI = NOAEL / Emniyet Faktörü (100)
Ulusal gıda yönetmelikleri hazırlanırken toplumun gıda tüketim kalıpları dikkate alınarak
en aşırı tüketimde dahi bir katkı için ADI değerinin aşılmaması amaçlanır.
Ülkemizde gıda katkı maddelerinin kullanımını düzenleyen mevzuat “Türk Gıda Kodeksi
Yönetmeliği”’dir. Bu yöneltmelikte, uluslararası kuruluşların tespit ettiği ADI
değerlerinden yola çıkarak gıda katkılarının kullanım limitleri belirlenmiştir. Gıda ile ilgili
her ulusal mevzuat da olduğu gibi “Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği”nde de gıda
kontaminatların gıdalardaki maksimum izin verilen miktarları da bulunmaktadır. Bu
limitlerde de çıkış noktası söz konusu kontaminatın ADI değeridir....
Bu hesaplamada başlangıç noktası söz konusu katkı için uluslararası kuruluşlarca tespit
edilen ADI değeridir. ADI değerinden yola çıkılarak ; MPI :Maximal Permissible Intake Per
Day (Günlük alınmasına izin verilen en fazla miktar) değerine ulaşır.
MPI: ADI x 60 mg/kg/gün.
MPI’in ADI’dan farkı, değerin kg insan ağırlığı başına değil, birey başına hesaplanmasıdır.
Hesaplamada ortalama insan canlı ağırlığı 60 kg olarak kabul edilmiştir.
Her gıda aynı oranlarda tüketilmemektedir. Örneğin baharatta bulunan bir kontaminat ile
tahılda bulunan bir kontaminatın kalıntı limiti hesaplanırken gıda faktörü olarak
adlandırılan günlük tüketim miktarları hesaba katılmalıdır. MPI değerinin gıda faktörüne
bölünmesi ile MPL: Maximal Permissible Level in Foddstuff Concerned (Gıda dikkate
alınarak alınmasına izin verilen en fazla miktar) değerine ulaşır. Bu değer gıdanın bir
kilogramında bulunmasına izin verilen kontaminatın maksimum miktarını belirler.
MPI, MRL Maximum Residue Level – Maksimum Residü Limiti olarak da adlandırılır.
Gıda Faktörü : kg olarak söz konusu gıdanın günlük tüketim miktarı
Bunu bir örnekle açıklayalım;
Meyve ve sebze yetiştiriciliğinde böcek öldürücü (insektif) olarak kullanılan endosulfanın
bir bölümü bu gıdaların üzerinde kalacaktır. Bu insektisite ömür boyu hangi miktarın
altında maruz kalırsa insan sağlığı olumsuz olarak etkilenmez?
Meyve ve sebzede Endosulfan’ ın kalıntı limitinin hesaplanması:
NOAEL: 0.75 mg/kg
Emniyet Faktörü: 100
ADI: 0.0075 mg/kg
MPI: 0.45 mg/kg
Günlük meyve ve sebze tüketimi: 0.4 kg
MPL (MRL) : 0.45 / 0.4 = 1.125 ppm
Teknolojik yasal kalıntı sınırı (Meyve ve sebzede ) : 0.5 ppm (ABD için)
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’nde Endosulfan için kalıntı limiti meyvalarda 1.0 ppm,
buğdayda 0.1 ppm olarak tespit edilmiştir.
Gıda üretiminin güvenlik yönünden standartlaştırılması ve güvenli gıda tüketimi dünya
ölçeğinde bir konudur. Bu ihtiyaçtan yola çıkılarak aşağıdaki uluslararası yapılanmalar
oluşturmuştur.
Kodeks Alimentarius Komisyonu (Codex Alimentarius Commission )
Kodeks Alimentarius Komisyonu, Birleşmiş Milletler’e bağlı bir kuruluştur. Kuruluşun
görevi dünyada gıda ile ilgili uygulamalarının
sağlık ve teknoloji yönünden
standartlaştırılmasıdır. Kuruluşun bu amaçla hazırladığı “Codex Alimentarius” tüm dünya
ülkeleri için güvenli gıda üretiminde referans dokümandır.
 
出会い
catering supplies
TV Bracket
cookbooks
seks shop